- Giriş Avrupa Birliği marka hukuku, üye devletler arasında yeknesak bir marka koruma sistemi oluşturmayı amaçlayan normatif düzenlemeler ve yargı içtihadı ile şekillenmiş bütüncül bir hukuk alanıdır. Bu sistemin temelini, Avrupa Parlamentosu ve Konseyi tarafından kabul edilen Regulation (EU) 2017/1001 sayılı Avrupa Birliği Marka Tüzüğü (European Union Trade Mark Regulation – EUTMR) oluşturmaktadır. EUTMR, Avrupa Birliği bünyesinde tescil edilen markaların elde edilmesi, korunması ve kullanılmasına ilişkin usul ve esasları belirlemekte; aynı zamanda marka başvurularının reddedilmesine yol açabilecek mutlak ve nispi ret sebeplerini düzenlemektedir. EUTMR sistematiği içerisinde nispi ret sebepleri, önceki tarihli marka sahiplerinin haklarını korumaya yönelik mekanizmalar olarak ortaya çıkmaktadır. Bu kapsamda, bir marka başvurusunun daha önce tescilli veya başvurusu yapılmış bir marka ile çatışma yaratması durumunda, önceki marka sahibi ilgili başvuruya karşı itiraz edebilmekte veya tescil gerçekleşmişse hükümsüzlük yoluna başvurabilmektedir. Nispi ret sebepleri arasında uygulamada en sık karşılaşılan ve marka hukukunun temelini oluşturan kavram ise **“karıştırılma ihtimali” (likelihood of confusion)**dir. EUTMR m.8/1(b) hükmü uyarınca, önceki bir markanın sahibi tarafından yapılan itiraz üzerine; başvuru konusu markanın önceki marka ile aynı veya benzer olması ve markaların kapsadığı mal veya hizmetlerin aynı ya da benzer olması sebebiyle ilgili halk kesimi nezdinde karıştırılma ihtimali doğması durumunda marka başvurusunun reddedilmesi gerekmektedir. Bu hüküm, marka hukukunun en önemli fonksiyonlarından biri olan ayırt etme fonksiyonunun korunmasını amaçlamaktadır. Zira markanın temel işlevi, belirli bir teşebbüsün mal veya hizmetlerini diğer teşebbüslerin mal veya hizmetlerinden ayırt etmeyi sağlamak ve tüketiciye ticari kaynak hakkında güvenilir bir işaret sunmaktır. Karıştırılma ihtimali kavramı yalnızca normatif düzenleme ile sınırlı bir kavram değildir. Aksine bu kavram, Avrupa Birliği Adalet Divanı (ABAD), Avrupa Birliği Fikri Mülkiyet Ofisi (EUIPO) ve ulusal mahkemelerin içtihadı ile zaman içerisinde geliştirilmiş ve somutlaştırılmıştır. Özellikle ABAD tarafından verilen kararlar, markalar arasındaki benzerliğin nasıl değerlendirileceği, mal ve hizmetlerin hangi kriterlere göre karşılaştırılacağı ve ortalama tüketicinin algısının değerlendirmede nasıl dikkate alınacağı gibi konularda belirleyici bir rol oynamıştır. Bu çalışmada, Avrupa Birliği marka hukuku kapsamında markaların karıştırılma ihtimali, EUTMR hükümleri ve ABAD içtihadı ışığında ele alınacaktır. Bu kapsamda öncelikle karıştırılma ihtimali kavramının hukuki çerçevesi ortaya konulacak, ardından markalar arasındaki benzerlik incelemesi ile mal ve hizmetler arasındaki benzerlik değerlendirmesi incelenecek ve son olarak ABAD içtihadı ile geliştirilen değerlendirme kriterleri ele alınacaktır.
- Karıştırılma İhtimali Kavramı Avrupa Birliği marka hukukunda karıştırılma ihtimali, marka korumasının kapsamını belirleyen en temel kavramlardan biridir. Bu kavram, EUTMR m.8/1(b) hükmünde düzenlenmiş olup, önceki marka sahibinin itirazı üzerine, başvuru konusu markanın önceki marka ile aynı veya benzer olması ve markaların kapsadığı mal veya hizmetlerin aynı ya da benzer olması durumunda, ilgili halk kesimi nezdinde karıştırılma ihtimali doğuyorsa marka başvurusunun reddedileceğini öngörmektedir. Hüküm metninde karıştırılma ihtimali kavramı şu şekilde ifade edilmektedir: başvuru konusu markanın önceki marka ile aynı veya benzer olması ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynı veya benzer olması sebebiyle, önceki markanın korunduğu bölgede ilgili halk kesimi nezdinde karıştırılma ihtimali doğması halinde marka tescil edilemez. Bu ihtimal, yalnızca doğrudan karıştırmayı değil, aynı zamanda önceki marka ile ilişkilendirme ihtimalini de kapsar. Bu noktada dikkat edilmesi gereken husus, karıştırılma ihtimali kavramının EUTMR’da açık bir tanımının yapılmamış olmasıdır. Düzenleme yalnızca kavramın hukuki sonuçlarını ortaya koymakta; kavramın içeriği ise büyük ölçüde yargı içtihadı tarafından geliştirilmiştir. Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın yerleşik içtihadına göre karıştırılma ihtimali, tüketicilerin söz konusu mal veya hizmetlerin aynı teşebbüsten ya da ekonomik olarak bağlantılı teşebbüslerden geldiğine inanma riskini ifade etmektedir. Bu nedenle karıştırılma ihtimali değerlendirmesi yapılırken yalnızca markalar arasındaki benzerlik değil, tüketicinin markayı algılama biçimi de dikkate alınmalıdır. Karıştırılma ihtimali kavramı doktrinde genellikle iki farklı görünüm altında ele alınmaktadır. Bunlardan ilki doğrudan karıştırılma ihtimalidir. Bu durumda tüketici, karşılaştırılan iki markayı doğrudan birbirinin aynısı olarak algılayabilmektedir. İkinci durum ise ilişkilendirme ihtimalidir. Bu durumda tüketici markaların farklı olduğunu fark edebilir; ancak iki marka arasında ekonomik bir bağlantı bulunduğunu veya aynı ticari kaynağa ait olduklarını düşünebilir. Avrupa Birliği marka hukukunda her iki ihtimal de karıştırılma ihtimali kapsamında değerlendirilmektedir. ABAD içtihadına göre karıştırılma ihtimalinin değerlendirilmesi bütüncül bir değerlendirme gerektirir. Başka bir ifadeyle, markalar arasındaki benzerlik, mal ve hizmetler arasındaki benzerlik, önceki markanın ayırt ediciliği, markanın piyasadaki itibarı ve ortalama tüketicinin dikkat düzeyi gibi unsurlar birlikte değerlendirilmelidir. Bu yaklaşım, Avrupa Birliği marka hukukunun temel ilkelerinden biri olan bütüncül değerlendirme ilkesinin bir yansımasıdır. Dolayısıyla karıştırılma ihtimali, yalnızca iki markanın görsel veya fonetik olarak benzer olup olmadığına indirgenebilecek teknik bir inceleme değildir. Aksine bu kavram, tüketici algısı, piyasa koşulları ve markanın ayırt edici gücü gibi birçok faktörün birlikte değerlendirildiği dinamik bir hukuki analiz sürecini ifade etmektedir. Bu nedenle Avrupa Birliği marka hukukunda karıştırılma ihtimalinin belirlenmesi büyük ölçüde ABAD içtihadı ile şekillenmiş ve zaman içerisinde gelişen bir değerlendirme alanı haline gelmiştir.
- Karıştırılma İhtimalinin Belirlenmesinde Markalar ve Mal-Hizmetler Arasındaki Benzerlik Avrupa Birliği marka hukukunda karıştırılma ihtimalinin belirlenmesi, temelde iki ana unsurun birlikte değerlendirilmesine dayanır. Bunlardan ilki karşılaştırılan markalar arasındaki benzerlik, ikincisi ise markaların kapsadığı mal ve hizmetler arasındaki benzerliktir. ABAD içtihadına göre karıştırılma ihtimali değerlendirmesi bu iki unsurun birlikte ele alınmasını gerektirir. Bu nedenle markalar arasındaki benzerlik ile mal ve hizmetler arasındaki benzerlik birbirinden bağımsız değil, karşılıklı etkileşim içerisinde değerlendirilmesi gereken unsurlardır. 3.1 Markalar Arasındaki Benzerlik Markalar arasındaki benzerlik incelemesi, karıştırılma ihtimalinin değerlendirilmesinde ilk aşamayı oluşturur. Öncelikle karşılaştırılan işaretlerin aynı olup olmadığı incelenir; eğer ayniyet bulunmuyorsa bu durumda markalar arasındaki benzerliğin derecesi değerlendirilir. Ayniyet, markaların bütün unsurları bakımından birbirinin tamamen aynı olması anlamına gelmektedir. Ancak uygulamada bazı farklılıklar markaların aynı kabul edilmesine engel teşkil etmeyebilir. Örneğin kelime markalarında yazı karakteri, renk veya boyut gibi unsurların farklı olması çoğu zaman markaların farklı olduğu sonucunu doğurmaz. Markalar arasında ayniyet bulunmaması durumunda ise benzerlik incelemesine geçilir. ABAD içtihadına göre markalar arasındaki benzerlik üç temel kriter çerçevesinde incelenmektedir: görsel benzerlik, işitsel benzerlik ve kavramsal benzerlik. Görsel benzerlik, markaların genel görünümü itibarıyla tüketicide oluşturduğu izlenim üzerinden değerlendirilir. Bu değerlendirmede markaların grafik düzeni, renkleri, kelime veya şekil unsurlarının konumlandırılması gibi unsurlar dikkate alınmaktadır. Özellikle şekil veya kelime-şekil markalarında görsel unsurların tüketici algısı üzerindeki etkisi büyük önem taşımaktadır. İşitsel benzerlik ise markaların telaffuz edilmesi sırasında ortaya çıkan fonetik benzerliğe ilişkindir. Markaların kelime yapısı, hece düzeni, vurgu ve ritim gibi unsurlar işitsel benzerliğin belirlenmesinde dikkate alınmaktadır. ABAD içtihadında ortalama tüketicinin markayı çoğu zaman kelimenin başlangıç kısmı üzerinden algıladığı kabul edilmekte olup, bu durum fonetik benzerlik değerlendirmesinde önemli bir kriter olarak ortaya çıkmaktadır. Kavramsal benzerlik ise markaların ifade ettiği anlam veya çağrıştırdığı kavram üzerinden değerlendirilir. İki markanın aynı veya benzer bir anlamsal içeriğe sahip olması durumunda kavramsal benzerlik söz konusu olabilmektedir. Bu değerlendirme yapılırken markanın içerdiği kelimenin ilgili tüketici tarafından anlaşılabilir olup olmadığı ve söz konusu kavramın tüketici zihninde nasıl bir çağrışım oluşturduğu dikkate alınmaktadır. ABAD’a göre bu üç benzerlik türü birbirinden tamamen bağımsız değildir. Markalar arasındaki benzerlik değerlendirmesi yapılırken işaretlerin genel izlenimi dikkate alınmalı ve markalar bir bütün olarak değerlendirilmelidir. Bu nedenle markanın ayırt edici veya baskın unsurları karıştırılma ihtimali incelemesinde belirleyici bir rol oynamaktadır. 3.2 Mal ve Hizmetler Arasındaki Benzerlik Karıştırılma ihtimalinin ortaya çıkabilmesi için yalnızca markalar arasında benzerlik bulunması yeterli değildir. Aynı zamanda markaların kapsadığı mal veya hizmetler arasında da belirli bir benzerlik bulunması gerekir. Avrupa Birliği marka hukukunda bu değerlendirme Nice Sınıflandırması çerçevesinde yapılmaktadır. Nice sistemine göre 1-34. sınıflar mal sınıflarını, 35-45. sınıflar ise hizmet sınıflarını oluşturmaktadır. Bununla birlikte sınıfların aynı olması tek başına mal ve hizmetlerin aynı olduğu anlamına gelmediği gibi, farklı sınıflarda yer almaları da otomatik olarak farklı oldukları sonucunu doğurmaz. Bu nedenle ABAD içtihadında mal ve hizmetlerin benzerliği çeşitli kriterler çerçevesinde değerlendirilmiştir. Bu konuda en önemli içtihatlardan biri Canon kararıdır. ABAD bu kararda mal ve hizmetlerin benzerliğinin belirlenmesinde dikkate alınması gereken kriterleri ortaya koymuştur. Buna göre değerlendirmede özellikle şu unsurlar dikkate alınmalıdır: malların veya hizmetlerin doğası kullanım amaçları kullanım yöntemleri birbirlerini tamamlayıcı nitelikte olup olmadıkları aralarındaki rekabet ilişkisi dağıtım kanalları ve tüketici kitlesi Bu kriterler birlikte değerlendirildiğinde mal ve hizmetlerin aynı, benzer veya tamamen farklı olduğu sonucuna ulaşılmaktadır. 3.3 Karıştırılma İhtimalinin Bütüncül Değerlendirilmesi ABAD içtihadına göre karıştırılma ihtimali değerlendirmesi yapılırken markalar arasındaki benzerlik ile mal ve hizmetler arasındaki benzerlik bütüncül bir şekilde ele alınmalıdır. Bu yaklaşım, marka hukukunun en önemli ilkelerinden biri olan karşılıklı bağımlılık ilkesinin bir sonucudur. Bu ilkeye göre markalar arasındaki yüksek derecede benzerlik, mal veya hizmetler arasındaki daha düşük seviyedeki benzerliği telafi edebilir. Aynı şekilde mal ve hizmetler arasındaki güçlü bir benzerlik de markalar arasındaki daha düşük seviyedeki benzerliğin karıştırılma ihtimali doğurmasına yol açabilir. Dolayısıyla karıştırılma ihtimalinin değerlendirilmesinde unsurların tek tek değil, birbirleriyle olan ilişkileri dikkate alınarak incelenmesi gerekir. Sonuç olarak Avrupa Birliği marka hukukunda karıştırılma ihtimali analizi, markalar arasındaki benzerlik ile mal ve hizmetler arasındaki benzerliğin birlikte değerlendirildiği çok boyutlu bir inceleme sürecidir. Bu değerlendirme yalnızca işaretlerin teknik karşılaştırılmasına dayanmaz; aynı zamanda ortalama tüketicinin algısı ve piyasa koşulları da dikkate alınarak yapılır.
- Karıştırılma İhtimalinin Değerlendirilmesinde ABAD İçtihadı ile Geliştirilen Kriterler Avrupa Birliği marka hukukunda karıştırılma ihtimalinin belirlenmesi yalnızca EUTMR m.8/1(b) hükmünde belirtilen unsurlarla sınırlı değildir. Aksine bu kavramın içeriği büyük ölçüde Avrupa Birliği Adalet Divanı (ABAD) içtihadı ile geliştirilmiş ve somutlaştırılmıştır. ABAD kararlarında karıştırılma ihtimalinin değerlendirilmesinde dikkate alınması gereken çeşitli kriterler ortaya konulmuş; bu kriterler zamanla Avrupa Birliği marka hukukunun yerleşik ilkeleri hâline gelmiştir. 4.1 Önceki Markanın Ayırt Ediciliği ABAD içtihadına göre önceki markanın ayırt edici gücü, karıştırılma ihtimali değerlendirmesinde belirleyici bir rol oynamaktadır. Zira ayırt ediciliği yüksek olan markalar, ayırt ediciliği zayıf olan markalara kıyasla daha geniş bir koruma alanına sahiptir. Bu ilke özellikle SABEL v. Puma kararında açık biçimde ortaya konulmuştur. ABAD bu kararında, karıştırılma ihtimalinin değerlendirilmesinde markaların genel izleniminin ve özellikle ayırt edici unsurlarının dikkate alınması gerektiğini belirtmiştir. Mahkemeye göre önceki markanın ayırt edici gücü ne kadar yüksekse karıştırılma ihtimalinin ortaya çıkma olasılığı da o ölçüde artmaktadır. Benzer şekilde Canon kararında da ABAD, güçlü ayırt ediciliğe sahip markaların daha geniş bir koruma alanına sahip olduğunu vurgulamış ve bu markalar bakımından karıştırılma ihtimalinin daha düşük seviyedeki benzerlik durumlarında dahi ortaya çıkabileceğini ifade etmiştir. 4.2 Markanın İtibarı ve Tanınmışlığı Karıştırılma ihtimalinin değerlendirilmesinde dikkate alınan bir diğer önemli unsur önceki markanın piyasadaki itibarıdır. Markanın uzun süreli kullanımı, yüksek pazar payı veya yoğun reklam faaliyetleri sonucunda tüketici nezdinde güçlü bir tanınmışlık kazanması, markanın ayırt ediciliğini artıran bir faktör olarak değerlendirilmektedir. ABAD’ın Lloyd Schuhfabrik kararında bu husus ayrıntılı şekilde ele alınmıştır. Mahkeme, markanın ayırt ediciliğinin değerlendirilmesinde markanın kullanım süresi, pazar payı, coğrafi yaygınlığı ve tanıtım faaliyetleri gibi unsurların dikkate alınabileceğini belirtmiştir. Bu yaklaşım, markanın yalnızca biçimsel özellikleriyle değil aynı zamanda piyasa gücüyle de ayırt edicilik kazanabileceğini göstermektedir. 4.3 Ortalama Tüketici ve Dikkat Düzeyi Karıştırılma ihtimali analizinde dikkate alınan bir diğer önemli kriter ortalama tüketicinin algısıdır. ABAD içtihadına göre marka karşılaştırması soyut bir değerlendirme değil, ilgili tüketici kitlesinin algısı üzerinden yapılmalıdır. ABAD’ın yerleşik yaklaşımına göre ortalama tüketici, “makul derecede bilgili, makul derecede dikkatli ve tedbirli” bir tüketici olarak kabul edilmektedir. Bununla birlikte tüketicinin dikkat düzeyi her mal veya hizmet kategorisi bakımından aynı değildir. Günlük tüketim ürünlerinde tüketicinin dikkat düzeyi genellikle daha düşük olurken; pahalı veya teknik ürünlerde dikkat düzeyinin daha yüksek olduğu kabul edilmektedir. Bu yaklaşım özellikle Lloyd Schuhfabrik kararında açıkça ortaya konulmuştur. Mahkeme bu kararında tüketicinin markaları genellikle ayrıntılı bir analiz yapmaksızın, markanın bıraktığı genel izlenim üzerinden değerlendirdiğini belirtmiştir. 4.4 Somut Olayın Koşullarının Bütüncül Değerlendirilmesi ABAD içtihadının en önemli katkılarından biri de karıştırılma ihtimalinin bütüncül değerlendirme yöntemiyle analiz edilmesi gerektiğini ortaya koymuş olmasıdır. Bu yaklaşımın temeli yine SABEL v. Puma ve Canon kararlarına dayanmaktadır. ABAD’a göre karıştırılma ihtimali değerlendirmesi yapılırken tek bir kriter belirleyici değildir. Markalar arasındaki benzerlik derecesi, mal ve hizmetlerin benzerliği, önceki markanın ayırt ediciliği, markanın piyasadaki itibarı ve ortalama tüketicinin dikkat düzeyi gibi unsurlar birlikte değerlendirilmelidir. Dolayısıyla karıştırılma ihtimali analizi, matematiksel bir karşılaştırma değil; tüketici algısı ve piyasa koşullarının birlikte dikkate alındığı çok boyutlu bir hukuki değerlendirme niteliği taşımaktadır. Bu nedenle AB marka hukukunda karıştırılma ihtimali kavramı, içtihat yoluyla gelişmeye devam eden dinamik bir değerlendirme alanı olarak kabul edilmektedir.
- Sonuç Avrupa Birliği marka hukukunda karıştırılma ihtimali, marka korumasının kapsamını belirleyen en temel hukuki araçlardan biridir. EUTMR m.8/1(b) hükmü ile düzenlenen bu kavram, önceki marka sahiplerinin haklarının korunmasını sağlamakta ve tüketicilerin mal ve hizmetlerin ticari kaynağı konusunda yanıltılmasını engellemeyi amaçlamaktadır. Bununla birlikte karıştırılma ihtimali kavramının içeriği yalnızca normatif düzenlemelerle belirlenmemiş; büyük ölçüde Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın içtihadı ile şekillenmiş ve gelişmiştir. AB marka hukukunda karıştırılma ihtimalinin değerlendirilmesi, temelde markalar arasındaki benzerlik ile mal ve hizmetler arasındaki benzerliğin birlikte ele alınmasına dayanmaktadır. Görsel, işitsel ve kavramsal benzerlik kriterleri çerçevesinde yapılan marka karşılaştırması, ABAD içtihadında geliştirilen bütüncül değerlendirme yaklaşımı doğrultusunda analiz edilmektedir. Bu kapsamda yalnızca işaretlerin biçimsel özellikleri değil, aynı zamanda ortalama tüketicinin algısı, markanın ayırt ediciliği ve markanın piyasadaki itibarı gibi unsurlar da dikkate alınmaktadır. ABAD içtihadı ile geliştirilen kriterler, karıştırılma ihtimalinin değerlendirilmesinde dinamik bir yaklaşımın benimsendiğini göstermektedir. Özellikle önceki markanın ayırt edici gücü, ortalama tüketicinin dikkat düzeyi ve mal veya hizmetlerin piyasa koşulları gibi faktörler, her somut olayda farklı ağırlıkta rol oynayabilmektedir. Bu nedenle karıştırılma ihtimali değerlendirmesi katı ve mekanik bir inceleme değil, olayın tüm koşullarının birlikte ele alındığı kapsamlı bir hukuki analiz niteliği taşımaktadır. Sonuç olarak Avrupa Birliği marka hukukunda karıştırılma ihtimali kavramı, markanın ayırt edici fonksiyonunun korunmasını sağlayan temel bir mekanizma olarak karşımıza çıkmaktadır. ABAD içtihadı ile sürekli gelişen bu kavram, hem marka sahiplerinin haklarını korumakta hem de tüketicilerin ekonomik davranışlarının güvenilir bir ticari işaret sistemi içerisinde gerçekleşmesini sağlamaktadır. Bu yönüyle karıştırılma ihtimali, Avrupa Birliği marka hukukunun en dinamik ve uygulamada en sık tartışılan konularından biri olma özelliğini sürdürmektedir.
Marka Hukuku
Denemeler1
Deneme deneme deneme
Av. M. Emin Anbar
25 Mart 2026
Kaynakça
Kaynakça
Kararlar
| No | Karar |
|---|---|
| 1 | “4US” v. “FOR US”, R 166/2010-1, 16.09.2010. |
| 2 | Case C-10/89, HAG GF (HAG II) [1990] ECR I-3711. |
| 3 | Case C-251/95, SABÈL v. Puma, EU:C:1997:528, 11.11.1997. |
| 4 | Case C-342/97, Lloyd Schuhfabrik, EU:C:1999:323, 22.06.1999. |
| 5 | Case C-416/08 P, Quartz, EU:C:2009:450, Appeal 10.07.2009. |
| 6 | Case C-425/98, Marca v. Adidas AG, EU:C:2000:339, 22.06.2000. |
| 7 | Case T-66/11, EU:T:2013:48, 31.01.2013. |
| 8 | Case T-72/10, Naty’s, EU:T:2011:635, 26.10.2011. |
| 9 | Case T-85/02, Castillo, EU:T:2003:288, 04.11.2003. |
| 10 | Case T-162/01, Laboratorios RTB v OHIM — Giorgio Beverly Hills, EU:T:2003:199, 09.07.2003. |
| 11 | Case T-210/17, Triple Turbo (fig.) / Zitro Turbo 2 (fig.), EU:T:2018:91, 22.02.2018. |
| 12 | Case T-281/13, Metabiomax, EU:T:2014:440, 11.06.2014. |
| 13 | Case T-288/08, Cadila Healthcare v OHIM — Novartis (ZYDUS), EU:T:2012:124, 15.03.2012. |
| 14 | Case T-307/17, Adidas AG v Shoe Branding Europe BVBA – EUIPO, ECLI:EU:T:2019:427, 19.06.2019. |
| 15 | Case T-328/05, Quartz, EU:T:2008:238, 01.07.2008. |
| 16 | Case T-331/09, Tolposan, EU:T:2010:520, 15.12.2010. |
| 17 | Case T-332/04, EU:T:2008:69, 12.03.2008. |
| 18 | Case T-346/04, EU:T:2005:420, 24.11.2005. |
| 19 | Case T-504/11, Dignitude, EU:T:2013:57, 04.02.2013. |
| 20 | Case T-528/11, EU:T:2014:10, 16.01.2014. |
| 21 | Case T-547/08, Strumpf, EU:T:2010:235, 15.06.2010. |
| 22 | Case T-550/19, Noster v Foster, 25.06.2020. |
| 23 | Case T-563/08, Carbon Capital Markets, EU:T:2010:251, 22.06.2010. |
| 24 | Case T-599/13, Gelenkgold / Form eines Tigers, EU:T:2015:262, 07.05.2015. |
| 25 | Case T-623/11, Milanówek Cream Fudge, EU:T:2014:199, 09.04.2014. |
| 26 | Case T-831/16, Zoom / Zoom et al., EU:T:2018:218, 24.04.2018. |
| 27 | Yargıtay 11. HD., 2012/9680 E., 2013/9080 K. |
| 28 | Yargıtay 11. HD., 2020/1004 E., 2020/5605 K. |
| 29 | Yargıtay 11. HD., 2020/2313 E., 2021/3094 K. |